Son 3 aydır gerçek anlamda başıma hiç ilginç olay gelmedi. Hiç "Hacı ya geçen gün şöyle oldu öheuheah" diyceğim şeyler olmadı. Gayet boş yaşıyorum yani. Hiç bişey olmadığı zaman Diğerlerine daha kolay yoğunlaştım ama. Anlamamış gibi yapma. "Diğerleri" işte senle alakası olmayan seni umursamayan dışardan baktığın'lar. Çok uzattım bile şimdiden saat 3 ve uykum geldi, yeni alışmaya başladım zaten erken kalkmaya, bozmak istemiyorum o yüzden direk giriyorum konuya. Evet.
1. Diversity
İster istemez herkez(z'yle yazdım evet)in gözünde bir normal kavramı oluştu. Herkezin farketmediği ayNılıklar oluştu. Okadar garip ki her sosyal grubun kendine özel ayNılıkları var. Çoğu, diğer herşeyi dışlayıp sadece onları rahatsız etmeyen şeyleri kabul eder, çok azı da dışlananları kabul edip dışlayanları dışarı iterler ve suçlu olarak gösterirler. Ayrımcıları ayırırlar yani daha adam gibi söylenişi. Çoğu insan sinemaya gittiğinde filmdeki baş karakterin(diyelimki) erkek, beyaz,heteroseksüel,müslüman vs. olmasını sorun yapmıyo. Çok çok az insan(işleri bunu düşünmek olmayan insanlar) Neden kadın değil, neden zenci,asyalı falan değil neden gay değil neden hristiyan değil diye düşünüyo.
2. Perspective
(Warning: This Paragraph contains mild spoilers about Superman: Doomsday)
3-5 ay kadar önce Superman: Doomsday animasyon filmini indirmiştim. Açıp kalitesini kontrol etmek için baktığımda 1 normal mavi kırmızı giysili Superman ile siyah bi tek parca kıyafet içinde Superman'in dövüştüğü bi sahneyi gördüm, "yaaa ya yine gelecekten falan geldi siyahlı heralde öüf." dedim ve bu güne kadar izlemedim. bu gün derse gitmediğim için canım sıkıldı ve yapcak bişey bulamadığımdan oturup izledim. şaşırmamın sebebi şu ki. Normal gözüken Superman filmin kötü adamıydı. Superman Doomsday denen yaratıkla savaşırken ölüyo. Ve Lex Luthor da Superman'i klonluyo kendisi için. Herneyse Superman geri dönüyo kendini daha güçlü kılan(yaralandıktan sonra bilmemle enerjisi depolamasına yardımcı oluyomuş)o siyah giysiyi giyip dalıyo Klonuna. Çok uzun bi giriş oldu ama en azından anlatıcağım şeyi biraz daha kolaylaştırdı benim için. Ben, gördüğüm 10 saniyelik dövüş sahnesi yüzünden filmi 4 ay boyunca izlemedim. Belkide Çok yakın arkadaş olabileceğim biriyle burnunu karıştırdığını gördüğüm için olmadım. Hoş bulduğum bi kızı bana CEAAAOONNSOOOON diye bağırdığı için(ciddiyim yapmayın.), sevmediğim biriyle arkadaş olduğu için hayatımdan cıkardım.
3. Acception
Toplumun en zorlandığı şey. kabullenmek. Hep işte suçluları topluma kazandıralım işte onlarda insan denir. ama kimse Hapisten çıkan 2 kişiyi öldürmüş biriyle yakın olmak istemez. Kimse Topluma kazandırılmış Tecavüzcüyle sevgili olmak istemez.
Confrontation
Burda yaptığım gözlemden bahsettim sadece, ben ve herkez bütün bunları yapmaya devam edecek. Ancak bu 3 Maddede anlattıklarım geçerliliğini kaybederse kuralsız bir ortamda rahatça yaşanabilir.
15 Ekim 2010 Cuma
18 Ağustos 2010 Çarşamba
13:46
Bu durumda olmaktan nefret ediyorum. yatağın kenarındaki tahta çıkıntının üstünde duran cep telefonumu alıp saatine baktım. "13:46" istemsizce homurdanıp kafamı yastığa geri koydum. kurduğum 4 alarmda çalmış ve dördü de beni uyandırmayı başaramamıştı. aniden yataktan kalktım, Çalışma Masasının üstünde duran bilgisayarın açma düğmesine basıp tuvalete gittim. Hala uykumu alamamıştım. ellerimi lavabonun kenarına dayayıp aynaya baktım. suratımın sağ yarısı üstüne yatmaktan rengini kaybetmişti ve o taraftaki bütün saçlarım dik duruyordu. Bok gibi görünüyordum. Yüzümü yıkayıp saçlarımı ıslattım, lavabonun yanında asılı duran havluyla yüzümü kuruladım, havluyu lavabonun yanına fırtalıp odama geri döndüm. Bilgisayarın başına oturup masada duran sigara paketini elime aldım. paketi parmaklarım arasında çevirdikten sonra masanın yanındaki camın kepengini açan ipi çektim. Camdan dışarı baktım, hava kapalıydı. elimdeki paketten bir sigara alıp ağzıma koydum. Bilgisayardan üyesi olduğum bir sosyal ağ sitesine bağlandım ve tanıdığım kişilerin haberlerine baktım. Yakın olduğum kimse internette değildi ve ilgimi çeken hiç bişey bulamadım. sayfayı kapatmadan 2. bir sekme açtım ve Video oyunlarıyla ilgili makaleler, haberler ve videolar olan bir siteye girip biraz bakındım. dün gece en son baktığımdaki halinden hiç bi farkı yoktu. Sıkıldım. iki siteyide açık bırakıp bilgisayarın başından kalktım ve masanın solundaki koltuğa oturdum Xbox 360 kumandasını elime alıp ortadaki tuşa bastım, televizyonun kumandası ortalıkta yoktu. koltuğun kenarına masanın altına televizyonun altındaki raflara baktım ve bulamadım. "OOOOF" diyip yere yattım ve yatağın altına baktığımda orda olduğunu gördüm. televizyonu açtım ve "AV2" yi açtım.
Kapının çaldığını duydum, aşağıdan değil kapının önünden basılıyordu zile. Kapıcı olduğunu düşündüm, Ağzımdaki sigarayı masanın üstüne attım ve kapıya doğru gittim. Kapıya geldiğimde bu günün pazar olduğunu ve kapıcının gelmeyeceği aklıma geldi. "Bi saniye!" diye bağırıp içeri koşup odamdaki masanın altına mıknatısla tutturulmuş olan içinde 5.7x28mm lik 20 tane hollow point kurşun olan FN Five-seveN usg tabancamı elime aldım güvenliğini açıp şortumun arka lastiğine tutturdum. Kapıya doğru gittim ve delikten baktım. Kapıdaki eski arkadaşım Onur'du Kafasında üstünde yazılar olan Beyaz bi Şapka vardı. Kapıyı yarılayarak açtım ve soru sorarmış gibi baktım. hemen içeri girdi ve kapıyı kapattım. "Sen ne bok yediğini sanıyosun bu saatte neden geldin bana" dedim sinirlenmiştim. "Seni uyarmaya geldim" dedi. korkmuş ve yorgun bi hali vardı. "Bu sabah koşmaya çıktığımda 4 kişinin beni takip ettiğini fark ettim. onları çok zor atlattım" dedi."Sende takip edildiğini anlayınca bana gelmeyi düşündün öylemi gerizekalı?" dedim durdu suratıma baktı. Sinirim geçmiş olsa bile hala sinirli gibi davranıyordum "Ne var? "dedim. Kafasını döndürüp mutfağa girdi. Buzdolabını açıp bir tane enerji içeceği aldı. birtanede bana uzattı. Aldım ve açtım ama içmedim. Onur biraz içtikten sonra elini buzdolabınun kenarına koyup bana baktı. "Eğer beni buldularsa senide bulacaklardır." dedi. "Ben senin kadar dikkatsiz değilim." dedim "Tamam buraya gelmemeliydim biliyorum ama sana birşekilde haber vermeliydim! Diğer iletişim yollarının nekadar tehlikeli olduğunu gayet iyi biliyosun!" dedi suratı hala korkmuş gibiydi ama sesi hafif sinirli çıktı. " Ankesörlü Telefon. " dedim ve arkamı dönüp odama gittim.
Arkamdan Tabancayı çıkarıp güvenliğini kapatıp masanın üstüne attım. Tv de açılmış olan Xbox menüsünü gördüm. Televizyonun karşısındaki kanepeye oturdum. Onur "Neden böyle yaptığını kafam almıyo!"" diye içerden bağırdı. odaya geldi ve bana baktı. bende ona baktım hala sinirli duruyordum. "Tamaam tamam." diyip masanın önündeki sandalyeye oturdu. "Ne yapmamız lazım?" diye sordu. "Bilmiyorum." dedim gerçektende bilmiyordum. bunun olacağını biliyordum ama bukadar yakın zamanda olacağını tahmin etmiyordum. "Bana tam olarak ne olduğunu anlat." dedim.
Boş boş tv ye bakıyordu." Saat 10 gibi evden çıktım bisikletletime binip parka gittim" bana döndü. "Bisikleti bağlayıp koşmaya başladım. yarım saat kadar koştuktan sonra Uzakta bana bakan birini fark ettim. umursamadım koşmaya devam ettim. az bi süre sonra bankta oturan iki kişi gördüm birbirlerinden ayrı oturan biri kahverenkli pardesü giymiş içinde takım elbise olan biriydi sigara içerken ilgisiz görünmeye çalışsada dikkatinin bende olduğunu fark etmiştim. ama benim için orda olduklarını anlamamı sağlayan bu adamın yanındaki kadındı. Bağıra çağıra telefonla konuşuyordu. Elindeki iPhone'un ışığı açıktı. iPhonelar kulağa dayalı oldukları zaman ışığı yanmaz." etkilenmiş gibi başımı sallayıp ayağa kalktım ve masanın üstüne attığım sigarayı ve çakmağı aldım sigarayı ağzıma koyup yaktım.
" Koşmaya devam ettim belki benimle alakası yoktur diye. 10 dakika kadar sonra üstünde gri kapşonlu bir hırka ve altında da siyah bir pantolon olan uzun siyah saçlı ve sakallı bi adamın yanından geçtim. beni gördüğü anda saçlarını toplamaya başladı ve arkamdan koşmaya başladı. Ben hızlandım oda hızlantı ve depar atmaya başladı bana doğru, Bi anda yoldan çıkıp solumdaki merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Arkamdaki bişeyler söylüyordu ama hiç birini anlamadım. Uzaktan gördüğüm bana bakan ilk adam bi anda karşıma çıktı. Koşmayı bırakmadım ama ne yapacağımı şaşırmıştım. arkamdaki adam hala merdivenlerdeydi, karşımdaki adamın dizine tekme attım ve o acıdan bağırırken sağa dönüp koşmaya devam ettim. Uzun saçlı olan adam bişeyler daha bağırdı ve hiç durmadan arkamdan gelmeye devam etti. Bayilerin olduğu yere çıktım, park kalabalıklaşmıştı ama kaybolmam için yeterince insan yoktu. koşmaya devam ettim Sokağa geri dönene kadar koştum ve paltolu adamın sokağın karşısında durduğumu ve bana silah dorulttuğunu gördüm. Daha hızlı koşmaya başladım uzun saçlı adam baya arkada kalmıştı. Meydana çıkmaya çalışıyordum. Telefona doğru bağıran kadını elinde siyah bişeyle bana doğru sağımdan gelirken gördüm, sola dönüp arkaya doğru zıplayarak dirsek attım, dirseğimin sert bişeye temas ettiğini hissettim ve hemen sonra canım yandı. Kırıma sesi gibi bişey duydum, sola doğru koşmaya devam ettim arkama bakmadan. 5 dakika kadar koşmaya devam ettim. başka ayak sesi duymuyordum. meydana çıkana kadar koştum ve kalabalığa karıştım. bir dükkandan o gerzek şapkayı aldım. ara sokaklardan birine girip 5 dakika kadar bekledim ve nefesimi düzenlemeye çalıştım. daha iyi olunca ana caddeye çıkıp durakta bekleyen bi taksiye binip senin evinin yakınındaki alışveriş merkezinde indim. sonra yürüyerek sana geldim." Sanki tebrikler dememi beklermiş gibi bakıyordu. ayağa kalkıp camı açtım, elimdeki bitmek üzere olan sigarayı camdan dışarı attım. "Sen sen evden çıkma herhangi bişey olursa..." dolabın en üstündeki rafındaki giysilerin arkasında beyaz bir kolsuz tişörte sarılmış Walther P99 tabancasını ona verdim " bunu kullan." dedim. "Ben Onu almaya gidiyorum..."
Kapının çaldığını duydum, aşağıdan değil kapının önünden basılıyordu zile. Kapıcı olduğunu düşündüm, Ağzımdaki sigarayı masanın üstüne attım ve kapıya doğru gittim. Kapıya geldiğimde bu günün pazar olduğunu ve kapıcının gelmeyeceği aklıma geldi. "Bi saniye!" diye bağırıp içeri koşup odamdaki masanın altına mıknatısla tutturulmuş olan içinde 5.7x28mm lik 20 tane hollow point kurşun olan FN Five-seveN usg tabancamı elime aldım güvenliğini açıp şortumun arka lastiğine tutturdum. Kapıya doğru gittim ve delikten baktım. Kapıdaki eski arkadaşım Onur'du Kafasında üstünde yazılar olan Beyaz bi Şapka vardı. Kapıyı yarılayarak açtım ve soru sorarmış gibi baktım. hemen içeri girdi ve kapıyı kapattım. "Sen ne bok yediğini sanıyosun bu saatte neden geldin bana" dedim sinirlenmiştim. "Seni uyarmaya geldim" dedi. korkmuş ve yorgun bi hali vardı. "Bu sabah koşmaya çıktığımda 4 kişinin beni takip ettiğini fark ettim. onları çok zor atlattım" dedi."Sende takip edildiğini anlayınca bana gelmeyi düşündün öylemi gerizekalı?" dedim durdu suratıma baktı. Sinirim geçmiş olsa bile hala sinirli gibi davranıyordum "Ne var? "dedim. Kafasını döndürüp mutfağa girdi. Buzdolabını açıp bir tane enerji içeceği aldı. birtanede bana uzattı. Aldım ve açtım ama içmedim. Onur biraz içtikten sonra elini buzdolabınun kenarına koyup bana baktı. "Eğer beni buldularsa senide bulacaklardır." dedi. "Ben senin kadar dikkatsiz değilim." dedim "Tamam buraya gelmemeliydim biliyorum ama sana birşekilde haber vermeliydim! Diğer iletişim yollarının nekadar tehlikeli olduğunu gayet iyi biliyosun!" dedi suratı hala korkmuş gibiydi ama sesi hafif sinirli çıktı. " Ankesörlü Telefon. " dedim ve arkamı dönüp odama gittim.
Arkamdan Tabancayı çıkarıp güvenliğini kapatıp masanın üstüne attım. Tv de açılmış olan Xbox menüsünü gördüm. Televizyonun karşısındaki kanepeye oturdum. Onur "Neden böyle yaptığını kafam almıyo!"" diye içerden bağırdı. odaya geldi ve bana baktı. bende ona baktım hala sinirli duruyordum. "Tamaam tamam." diyip masanın önündeki sandalyeye oturdu. "Ne yapmamız lazım?" diye sordu. "Bilmiyorum." dedim gerçektende bilmiyordum. bunun olacağını biliyordum ama bukadar yakın zamanda olacağını tahmin etmiyordum. "Bana tam olarak ne olduğunu anlat." dedim.
Boş boş tv ye bakıyordu." Saat 10 gibi evden çıktım bisikletletime binip parka gittim" bana döndü. "Bisikleti bağlayıp koşmaya başladım. yarım saat kadar koştuktan sonra Uzakta bana bakan birini fark ettim. umursamadım koşmaya devam ettim. az bi süre sonra bankta oturan iki kişi gördüm birbirlerinden ayrı oturan biri kahverenkli pardesü giymiş içinde takım elbise olan biriydi sigara içerken ilgisiz görünmeye çalışsada dikkatinin bende olduğunu fark etmiştim. ama benim için orda olduklarını anlamamı sağlayan bu adamın yanındaki kadındı. Bağıra çağıra telefonla konuşuyordu. Elindeki iPhone'un ışığı açıktı. iPhonelar kulağa dayalı oldukları zaman ışığı yanmaz." etkilenmiş gibi başımı sallayıp ayağa kalktım ve masanın üstüne attığım sigarayı ve çakmağı aldım sigarayı ağzıma koyup yaktım.
" Koşmaya devam ettim belki benimle alakası yoktur diye. 10 dakika kadar sonra üstünde gri kapşonlu bir hırka ve altında da siyah bir pantolon olan uzun siyah saçlı ve sakallı bi adamın yanından geçtim. beni gördüğü anda saçlarını toplamaya başladı ve arkamdan koşmaya başladı. Ben hızlandım oda hızlantı ve depar atmaya başladı bana doğru, Bi anda yoldan çıkıp solumdaki merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım. Arkamdaki bişeyler söylüyordu ama hiç birini anlamadım. Uzaktan gördüğüm bana bakan ilk adam bi anda karşıma çıktı. Koşmayı bırakmadım ama ne yapacağımı şaşırmıştım. arkamdaki adam hala merdivenlerdeydi, karşımdaki adamın dizine tekme attım ve o acıdan bağırırken sağa dönüp koşmaya devam ettim. Uzun saçlı olan adam bişeyler daha bağırdı ve hiç durmadan arkamdan gelmeye devam etti. Bayilerin olduğu yere çıktım, park kalabalıklaşmıştı ama kaybolmam için yeterince insan yoktu. koşmaya devam ettim Sokağa geri dönene kadar koştum ve paltolu adamın sokağın karşısında durduğumu ve bana silah dorulttuğunu gördüm. Daha hızlı koşmaya başladım uzun saçlı adam baya arkada kalmıştı. Meydana çıkmaya çalışıyordum. Telefona doğru bağıran kadını elinde siyah bişeyle bana doğru sağımdan gelirken gördüm, sola dönüp arkaya doğru zıplayarak dirsek attım, dirseğimin sert bişeye temas ettiğini hissettim ve hemen sonra canım yandı. Kırıma sesi gibi bişey duydum, sola doğru koşmaya devam ettim arkama bakmadan. 5 dakika kadar koşmaya devam ettim. başka ayak sesi duymuyordum. meydana çıkana kadar koştum ve kalabalığa karıştım. bir dükkandan o gerzek şapkayı aldım. ara sokaklardan birine girip 5 dakika kadar bekledim ve nefesimi düzenlemeye çalıştım. daha iyi olunca ana caddeye çıkıp durakta bekleyen bi taksiye binip senin evinin yakınındaki alışveriş merkezinde indim. sonra yürüyerek sana geldim." Sanki tebrikler dememi beklermiş gibi bakıyordu. ayağa kalkıp camı açtım, elimdeki bitmek üzere olan sigarayı camdan dışarı attım. "Sen sen evden çıkma herhangi bişey olursa..." dolabın en üstündeki rafındaki giysilerin arkasında beyaz bir kolsuz tişörte sarılmış Walther P99 tabancasını ona verdim " bunu kullan." dedim. "Ben Onu almaya gidiyorum..."
10 Mart 2010 Çarşamba
Kırık.
Hava çok güzeldi.. ama üstümde beni sıcak tutan siyah pardesüm vardı... Heryer sarı ve turuncu renklerdeydi . çok kalabalık biyer. Nerde olduğumu hatırlamıyorum yanımdan geçen gözlüklü, çenesi sivri olan kahverengi deri ceketli adama "neredeyiz?" diye sordum. adam bana "Denizfenerine gitmek zorundayım beni tutamazsın" dedi biraz saldırgan bir sesle. ve hızlı hızlı yürümeye başladı "Engel olmak istememiştim!" diye bağırdım adamın arkasından. yağmur yağıyordu ben fark etmemiştim. sokağın karşısında şemsiyeli bir kalabalığın ortasında sarışın ve güzel dudaklı bir kadın bana bakıyordu. bende ona bakıyordum. Elimi salladım. Hala bakıyordu, sanırım sinirliydi.
"uyan"
"UYAN!"
AAH! Dedim kendimi tutamayıp. Midem bulanıyordu ve başım inanılmaz çok ağrıyordu. Emliyet kemerini çıkarma tuşuna bastım ve kafamıın yere çarptığını hissettim. Ama canım hiç acımadı. Suratımda ve ellerimde soğukluk hissediyordum. Kalktım ve üstümdeki karları temizledim. Sonra bi anda aklıma geldi, arkama dönüp en çok değer verdiğim 67 model ss Camaro'mun 45 derecelik bir eğimle önden bir direğe çarpmış bi şekilde durduğunu gördüm. Ne düğüneceğimi bilemedim, ne olduğunu hatırlamıyordum "hayır hayır" dedim kendi kendime "hayır bebeğim ne oldu sana" dedim arabaya doğru. Arabamın önü darmadağındı. Küfürler yağdırıyordum. açık olan kapıdan içeriye doğru uzandım. Sürücü koltuğu ve yanındaki koltuk arasındaki kompartmanı açtım, ama neden açtığımı unuttum. Öylece bakıyordum içindekilere. önce sigaramı aldım, sonrada cüzdanımı, kendi kendime düşündüm. Eğer uzun bi yol gidecek olmasaydım cüzdanımı oraya koymazdım. nekadar süredir yoldaydım ki? Batonumu gördüm. kendini bişey sanan orospu cocukları için arabamda bulundurduğum batonu. onuda yanıma alıp ceketimin iç cebine koydum. ozaman siyah deri ceketimi giydiğimi fark ettim. "N-nasıl?" dedim kendi kendime. Kafam karışmıştı. Kompartmanda saçma sapan bikaç kağıt ve gereksiz şeyler vardı. kapattım ve cebimden cep telefonumu çıkarttım. Camı tamamen kırılmıştı. açılıp açılmadığını göremiyordum bile. Dahada sinirlenmiştim. "Yeter Artık" dedim kendi kendime.
Birden önümden gelen bir şangırtı sesi duydum. Elimi cekedimin içine soktum ve "HEY!" diye bağırdım. Sanki birisi sessiz bişekilde koşmaya çalışıyordu. sese doğru hızlı bir şekilde gitmeye başladım. sağımda 2 tane apartman solumdada arabanın çarpması yüzünden yamuk bir şekilde duran metal telden çitler. Apartmanın köşesine geldim ve tam döndüğüm de kafasında kırmızı bir taç olan küçük bir kız bana çarptı. "Lütfen benim burda olduğumu ona söylemeyin! lütfen!" dedi ve tam tekrar koşmaya başlayacakken omzundan tuttum ve geri çevirdim. "Kimseye bişey söylemeyeceğim merak etme." dedim. Pek ikna olmuşa benzemiyordu. "Ne oldu sana? ailen nerede?" dedim. "bırak beni bırak!" diye bağırıp kaçmaya başladı. "peki ozaman" dedim. ve kızın geldiği yere doğru yürümeye başladım. hiç biyerin ışığı yanmıyordu sadece sokak lambaları vardı etrafı aydınlatan. "el feneri" dedim kendi kendime. Biraz ilerde benzin istasyonu gördüm. Oraya doğru hızlıca yürümeye başladım. biraz yakınlaşınca içeride kimse olmadığnı farkettim. "Bu ne artık sikicem yeter ya!" dedim gayet sesli bi şekilde. Aptal bi şekilde sağa sola bakarken üstünde büyükçe "51" yazan bir cam gördüm ve içerde ışık vardı.
"Sonunda" dedim ve oraya doğru koşmaya başladım. önüne geldiğimde genişce bir bar olduğunu fark ettim. Hızlıca içeri girdim. önce baktığımda boş gibi geldi ama hafif karanlık bi köşeden birinin bana baktığını fark ettim. "Hey." dedim adama doğru. "Merhaba dostum" dedi çok bozuk bir türkçeyle. "Bana yardım edebilirmisin araba kazası geçirdim." dedim. önce "va-" dedi ve sonra "neye ihteyaçın var?" dedi. "öncelikle bir cep telefonuna." dedim "hudosen" dedi ve "tabi" dedi çok hızlı birşekilde. Biraz durdum ondan sonra fark ettim. sanırım kafama darbe almıştım kafam hızlı çalışmıyordu. "Hey man, where are you from?" dedim çok sakin bir şekilde. Kafasını bi anda kaldırıp şaşkın bir şekilde bana baktı. "You wouldnt know" dedi. "Try me" dedim bende ona. "South Ashfield." dedi. "yeah i dont" dedim. Güldü. Telefonunı bana doğru uzattı. Markasını bilmediğim bir telefondu. Telefonu alırken "But that place is in the us rigth?" dedim. "Right" diye cevap verdi. sanırım pek konuşası yoktu. "Thanks" dedim "You got it" dedi oda. Telefon elimde tuşlara basarak camın önüne doğru gittim. solumda bar vardı. sağımdada duvara yaslanmış birkaç tane masa ve sandalye. eski sevgilimi aradım. "Efendim?" diye açtı telefonu. "Hey" dedim bende "Sesinin tonu değişti ve "Ne var?" dedi. "Kaza yaptım. beni gelip alabilirmisin lütfen yada birisine söyleyebilirmisin beni alması için" dedim. Bi anda sesi telaşlandı. "Nerde? Noldu iyimisin?" dedi "Ne olduğunu hatırlamıyorum dedim." "Nerdesin? dedi. "Evet!" dedim bende. "Nerdeyim ben" diye bağırdım arkamdaki yeni tanıştığım adama."Bodrum!" diye geri bağırdı bana. "Bodrum" dedim bende telefondakine. "Bodrum?" dedim tekrardan. biraz bekledim ama telefondan hiç ses gelmedi "alo? alo? ordamısın?" dedim ve telefona baktığımda gördüm ki telefon kapalı duruyor tuşlara bastım ve hiç bişey olmadı. bikaç küfür ettim ve dönüp "fucking cell's dead!" diye bağırdım. "What can i do? I have to go recharge it. Until than i cant do nothin." dedi. Gidip yanına oturdum, neden oturdun dermiş gibi bakıyordu bana. "What's your name my man?" dedim adama. yakınına gelince suratına daha dikkatli bakabildim.. saçları hafif uzundu alnını kapatıyordu ve saçları gri gibi görünüyordu ama suratı gayet genç duruyordu. üstünde gri-mavi arası bir renkde gömlek vardı. "Henry" dedi yavaşca. "Im Henry"...
"uyan"
"UYAN!"
AAH! Dedim kendimi tutamayıp. Midem bulanıyordu ve başım inanılmaz çok ağrıyordu. Emliyet kemerini çıkarma tuşuna bastım ve kafamıın yere çarptığını hissettim. Ama canım hiç acımadı. Suratımda ve ellerimde soğukluk hissediyordum. Kalktım ve üstümdeki karları temizledim. Sonra bi anda aklıma geldi, arkama dönüp en çok değer verdiğim 67 model ss Camaro'mun 45 derecelik bir eğimle önden bir direğe çarpmış bi şekilde durduğunu gördüm. Ne düğüneceğimi bilemedim, ne olduğunu hatırlamıyordum "hayır hayır" dedim kendi kendime "hayır bebeğim ne oldu sana" dedim arabaya doğru. Arabamın önü darmadağındı. Küfürler yağdırıyordum. açık olan kapıdan içeriye doğru uzandım. Sürücü koltuğu ve yanındaki koltuk arasındaki kompartmanı açtım, ama neden açtığımı unuttum. Öylece bakıyordum içindekilere. önce sigaramı aldım, sonrada cüzdanımı, kendi kendime düşündüm. Eğer uzun bi yol gidecek olmasaydım cüzdanımı oraya koymazdım. nekadar süredir yoldaydım ki? Batonumu gördüm. kendini bişey sanan orospu cocukları için arabamda bulundurduğum batonu. onuda yanıma alıp ceketimin iç cebine koydum. ozaman siyah deri ceketimi giydiğimi fark ettim. "N-nasıl?" dedim kendi kendime. Kafam karışmıştı. Kompartmanda saçma sapan bikaç kağıt ve gereksiz şeyler vardı. kapattım ve cebimden cep telefonumu çıkarttım. Camı tamamen kırılmıştı. açılıp açılmadığını göremiyordum bile. Dahada sinirlenmiştim. "Yeter Artık" dedim kendi kendime.
Birden önümden gelen bir şangırtı sesi duydum. Elimi cekedimin içine soktum ve "HEY!" diye bağırdım. Sanki birisi sessiz bişekilde koşmaya çalışıyordu. sese doğru hızlı bir şekilde gitmeye başladım. sağımda 2 tane apartman solumdada arabanın çarpması yüzünden yamuk bir şekilde duran metal telden çitler. Apartmanın köşesine geldim ve tam döndüğüm de kafasında kırmızı bir taç olan küçük bir kız bana çarptı. "Lütfen benim burda olduğumu ona söylemeyin! lütfen!" dedi ve tam tekrar koşmaya başlayacakken omzundan tuttum ve geri çevirdim. "Kimseye bişey söylemeyeceğim merak etme." dedim. Pek ikna olmuşa benzemiyordu. "Ne oldu sana? ailen nerede?" dedim. "bırak beni bırak!" diye bağırıp kaçmaya başladı. "peki ozaman" dedim. ve kızın geldiği yere doğru yürümeye başladım. hiç biyerin ışığı yanmıyordu sadece sokak lambaları vardı etrafı aydınlatan. "el feneri" dedim kendi kendime. Biraz ilerde benzin istasyonu gördüm. Oraya doğru hızlıca yürümeye başladım. biraz yakınlaşınca içeride kimse olmadığnı farkettim. "Bu ne artık sikicem yeter ya!" dedim gayet sesli bi şekilde. Aptal bi şekilde sağa sola bakarken üstünde büyükçe "51" yazan bir cam gördüm ve içerde ışık vardı.
"Sonunda" dedim ve oraya doğru koşmaya başladım. önüne geldiğimde genişce bir bar olduğunu fark ettim. Hızlıca içeri girdim. önce baktığımda boş gibi geldi ama hafif karanlık bi köşeden birinin bana baktığını fark ettim. "Hey." dedim adama doğru. "Merhaba dostum" dedi çok bozuk bir türkçeyle. "Bana yardım edebilirmisin araba kazası geçirdim." dedim. önce "va-" dedi ve sonra "neye ihteyaçın var?" dedi. "öncelikle bir cep telefonuna." dedim "hudosen" dedi ve "tabi" dedi çok hızlı birşekilde. Biraz durdum ondan sonra fark ettim. sanırım kafama darbe almıştım kafam hızlı çalışmıyordu. "Hey man, where are you from?" dedim çok sakin bir şekilde. Kafasını bi anda kaldırıp şaşkın bir şekilde bana baktı. "You wouldnt know" dedi. "Try me" dedim bende ona. "South Ashfield." dedi. "yeah i dont" dedim. Güldü. Telefonunı bana doğru uzattı. Markasını bilmediğim bir telefondu. Telefonu alırken "But that place is in the us rigth?" dedim. "Right" diye cevap verdi. sanırım pek konuşası yoktu. "Thanks" dedim "You got it" dedi oda. Telefon elimde tuşlara basarak camın önüne doğru gittim. solumda bar vardı. sağımdada duvara yaslanmış birkaç tane masa ve sandalye. eski sevgilimi aradım. "Efendim?" diye açtı telefonu. "Hey" dedim bende "Sesinin tonu değişti ve "Ne var?" dedi. "Kaza yaptım. beni gelip alabilirmisin lütfen yada birisine söyleyebilirmisin beni alması için" dedim. Bi anda sesi telaşlandı. "Nerde? Noldu iyimisin?" dedi "Ne olduğunu hatırlamıyorum dedim." "Nerdesin? dedi. "Evet!" dedim bende. "Nerdeyim ben" diye bağırdım arkamdaki yeni tanıştığım adama."Bodrum!" diye geri bağırdı bana. "Bodrum" dedim bende telefondakine. "Bodrum?" dedim tekrardan. biraz bekledim ama telefondan hiç ses gelmedi "alo? alo? ordamısın?" dedim ve telefona baktığımda gördüm ki telefon kapalı duruyor tuşlara bastım ve hiç bişey olmadı. bikaç küfür ettim ve dönüp "fucking cell's dead!" diye bağırdım. "What can i do? I have to go recharge it. Until than i cant do nothin." dedi. Gidip yanına oturdum, neden oturdun dermiş gibi bakıyordu bana. "What's your name my man?" dedim adama. yakınına gelince suratına daha dikkatli bakabildim.. saçları hafif uzundu alnını kapatıyordu ve saçları gri gibi görünüyordu ama suratı gayet genç duruyordu. üstünde gri-mavi arası bir renkde gömlek vardı. "Henry" dedi yavaşca. "Im Henry"...
27 Ocak 2010 Çarşamba
20 Ocak 2010 Çarşamba
AAAAAAAaaaaaaaAAaaaaAAAAAaAaaaaaaAAAAA!!!!!!

Eğer savaş zafer ile bitecek ise, SAVAŞMAK ZORUNDASIN! Sun Tzu demiş bunu. Ve ben derim ki o senden çok daha fazla bilmekde savaşı. çünkü o yarattı, ve mükemmelleştirdi ki onur ringinde kimse onu geçemesin.
MAGGOTS!
Sonra, savaş parasını...
...dünyadaki bütün hayvanları satın almak için kullandı.
sonrada hepsini bi gemiye sıkıştırdı...
...En sonundada hepsinin azını burnunu kırdı.
Ozamandan beri bi yerde birsürü hayvan bulunuyosa onada dendi ki ZOO!
WAZOOOOH!
Yada dendi ki FARM!
14 Ocak 2010 Perşembe
Certainly works for Jack Bauer
10 Ocak 2010 Pazar
Bu arada
Ben insanları çözdüm ey insanlar bakın nasılda uzun uzun ve mantıklı yazılar yazarak sizin yaptığınız şeyleri açıklıyorum diğer insanlara. Diğer insanlarda benim sizi çözdüğümü anlıyolar. Okadar iyi hissediyorum ki kendimi altıma işeyebilirim!
9 Ocak 2010 Cumartesi
Let them eat cake!
bir cumartesiyi pazara bağlayan gecede saat 4 e gelirken buzdolabında bir dilim limonlu cheesecake kaldığını hatırlayıp mutluluktan 2 el ateş etmek.. o limonlu cheesecake i alıp ona tanrısal bir objeymiş gibi davranarak masaya gitmek. sonrada o müthiş edible aygıtı afiyetle yeyip bitirmek.
paha biçilemez..
paha biçilemez..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

